Köprü inşaatlarında genellikle beton ve demir gibi geleneksel malzemeler kullanılmakta. Özellikle dikey taşıyıcı menfez yapıları, yoğun statik yük altında kalmakta ve erişim rampalarıyla bağlantı sağlamaktadır. Ancak, zamanla oluşan mikro çatlaklar ve genleşme sorunları, bu yapıların güvenliğini tehdit etmektedir. Bu sorunun üstesinden gelmek için Alman mühendisler, A3 otoyolu üzerindeki beş köprünün yenileme süreçlerinde alternatif bir zemin mühendisliği tekniği uygulamaya koydu. Yapılan denemeler sonucunda, yeni yöntemle inşa edilen köprülerin yapım süresi üç aya indirilirken, otoyolun yalnızca iki hafta sonu trafiğe kapatılması yeterli oldu.
Yüksek mukavemetli plastik ağlar, köprülerin ağırlığını doğrudan taşımamakta, fakat sıkıştırılmış toprak kütlelerinin yanal yayılmasını ve genleşmesini engellemek amacıyla bariyer işlevi görmektedir. İnşaat sürecinde, plastik ağ ile güçlendirilmiş toprak katmanları standart sıkıştırılmış toprak tabakaları ile birlikte ardışık olarak bir araya getirilerek oluşturulmaktadır. Bu esnek ve yoğun jeolojik kütle, köprü açıklığının betonarme bloklar olmadan güvenle taşınmasını sağlamaktadır. Statik hesaplamalar, plastik ağın yük taşımak yerine toprağın yapısal bütünlüğünü koruma işlevini üstlendiğini göstermektedir.
Bu yenilikçi yöntem, Fransa’da 1960’lı yıllarda yapılan ilk deneylere dayanarak geliştirilmiştir. Beton kullanımını en aza indirerek inşaat sektöründe önemli bir hammadde tasarrufu sağlamakta ve çimento üretiminin neden olduğu karbon emisyonlarını düşürdüğü için çevre dostu bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Bu yapının, geleneksel betonarme menfezlerle en az aynı dayanıklılık süresine sahip olduğu bilimsel raporlarla kanıtlanmıştır. Almanya Federal Yol Dairesi’nin başlangıçta şüpheyle yaklaştığı bu teknoloji, A3 otoyolundaki başarılı uygulamalarının ardından, ülkede diğer küçük ve orta ölçekli köprü projeleri için standart bir alternatif haline gelmiştir.